Bilior
Eğlence       Yaşam       Teknoloji       Spor       Kültür-Sanat       Türkiye       Dünya       İş Dünyası
 
 
Eğlence / Ünlüler             

Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'



Canlandırdığı her karaktere farklı bir hava katan ve oyunculuğuyla hayranlık uyandıran Erkan Kolçak Köstendil, son olarak Çukur'un Vartolu Sadettin'ine hayat verdi. Erkan Kolçak Köstendil, Episode Yerli'den Özlem Özdemir'e konuştu...



 1 
Çukur'da canlandırdığınız Vartolu, "kötü" bir karakter olarak başladı ama şimdi seyircinin empati kurduğu, kötülüğünün nedenlerini anladığı bir karakter. Vartolu'nun ilk bölümden bugüne evrilişinin size kattıklarından başlayalım.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Öncelikle yazarımız Gökhan Horzum'un büyük bir başarısı. Sadece oynadığım Vartolu karakteriyle ilgili değil, iui ya da kahraman olarak gördüğümüz kişilerin de zaaflarını öğreniyoruz. Salt iyi ya da salt kötü, o alışık olduğumuz konseptin dışında bir yapı sunuyor bize. Kötü diye algıladığınız kişinin vicdanını ya da merhametini görüyorsunuz. Ya da iyi diye baktığınız tarafın eksikliklerini, hatalarını görüyorsunuz. Bu, yazarın başarısı.

Vartolu'yla ilgili de... Hiçbirimiz sabah kalktığında, ben bugün de ne kadar kötü bir insanım diye uyanmıyor. Hatta aksine kötü şeyler yapan bir insanın kendini dengelemek adına yaptığı bir sürü iyilikle karşılaşabilirsiniz. Bu hayatın gerçeğinde de böyledir. O sebeple bir rolü oynayan kişinin bence, ben kötü adamım ya da ben iyi adamım dememesi gerekiyor. Ben sadece bu insan, bu karakter, olaylar karşısında neler hisseder, neler düşünür, neler yaşar, bunlara bakıyorum. Yaşadığı şeylerden ötürü kötücül tarafları ağır basan bir karakter ama nedenlerini de anlattığı için senaryoda seyirci onunla empati kuruyor. Seyirci, aslında küçük Salih'le empati kuruyor. Vartolu gerçekçi yazılmış bir karakter, elimden geldiğince gerçek oynamaya çalışıyorum.

 
 2 
Dizide gelecek altı bölümde Vartolu'nun tüm hikayesini öğreneceğiz galiba.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Öyleymiş, ben de fragmanları gördüm. Keyifli bir şey; gitmek istediğiniz, oynamak istediğiniz bir rol için sabah kalkıyorsanız o zaman hiçbir şey zor gelmiyor. Bir de karşılıklı oynadığınız kişilere bakıyorsunuz. Aras'a (Bulut İynemli) hem oyuncu olarak hem insan olarak bayılıyorum, mutlu oluyorum onunla sahnemiz olduğunda, koşa koşa gidiyorum. Ercan abi (Kesal), Öner (Erkan), Rıza (Kocaoğlu), bütün oyuncu arkadaşlarım için öyle bir durum var. Mustafa Kırantepe inanılmaz bir oyuncu. Medet'i başka kim oynasaydı acaba ben Vartolu'yu bu kadar keyifle oynardım, bilmiyorum. Muhteşem oynuyor adam, bilmiyorum oyunlarına denk geldiniz mi, Semaver Kumpanya'da Serkan'la (Keskin) muhteşem şeyler yapıyor. Medet'i de o kadar iyi oynuyor ki. Çok sağlam her yerim, yönetmenler dahil saçma sapan şeylerin olmasına izin vermeyecek bir koruma çemberi var etrafımda, o zaman çok keyifli oluyor. Her şey bu kadar iyi sunuluyorsa iyi oynamayanı döverler. Ayıp, mesleğine saygısızlık o saatten sonra, mazeretin yok çünkü. İyi yazılıyor, iyi çekiliyor, Toygar (Işıklı) işini iyi yapıyor, görüntü yönetmeni iyi, kurguyu Serdar Çakular yapıyor, Yılan Hikayesi'nin de kurgucusuydu, yanında büyüdüm diyebilirim.
 
 3 
Farklı karakterleri oynuyorsunuz ve hepsini gerçekçi canlandırıyorsunuz. Seçim yapmak, çok fazla senaryo gelirken bu iş nasıl gidecek diye tahmin yürütmek zor mu?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Eskiden mümkündü belki 5 sene önce, şunlar olursa bu iş tutar demek, bunu anlamak daha kolaydı. Şimdi öyle bir şans olduğunu düşünmüyorum. Çünkü çok fazla dizi sirkülasyonu oluştu. Süreler uzun, sirkülasyon var ve seyirci eskisine göre daha değişken. Bir işin tutup tutmadığını, belki kaç sezon süreceğini 2-3 bölümde anlayabiliyordunuz. Şimdi öyle bir durum yok. Ben de hiçbir zaman bir iş elime geldiğinde bu tutar mı, tutmaz mı düşünmedim. Açıkçası senaryonun yapısını da çok düşünmüyorum; çünkü 5 bölüm çok iyi yazan bir yazarın aklına bir şey gelebilir 6. bölümde ve bambaşka, saçma bir hikaye yazabilir. Senaryo geldiğinde baktığım tek şey, "Ben bu karakteri oynamaktan keyif alır mıyım?" sorusu, ilk günden beri böyle yaklaşıyorum. 4 bölüm sürse de olur, 4 bölüm oynamış olurum, bu da neredeyse iki sinema filmi çekmek gibi bir şey, her anlamda. Hadi 3 sezon sürdü diyelim, ben yine keyifle oynamaya devam eder miyim? Zaten oynadığım karakterden keyif almayı bıraktığım zaman sonlandırmak istediğimi söylüyorum çalıştığım yapımcılara. Ben sadece, karakteri oynamaktan keyif alır mıyım, ona bakıyorum, başka hiçbir şey düşünmüyorum. Denklem kurulamıyor zaten, kuramayacağım bir denklem için çabalamaya da gerek yok. Dediğim gibi belki dizi çok uzun sürecek ama sen o karakteri oynamaktan sıkılmaya başlayacaksın.
 
 4 
Oynadığınız karakterler çok karakteristik ve sivri karakterler aslında. Karakterle ilgili nasıl bir çalışmada bulunuyorsunuz, kendinizden neler katıyorsunuz, gözlem yapıyor musunuz?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Galiba çalıştığım işlerin de etkisi var. Sporcuyken deplasmana gittiğim için, çok fazla şehir dışı işte çalıştığım için Türkiye'nin her bölgesini gezip görme, oradaki insanlarla sohbet etme, onları gözlemleme şansına sahip oldum. Bu da bir artı oluyordur herhalde. Kim, nerede, nasıl hareket ediyor, ne yapıyor; hangi bölgenin, hangi iklimin insanı neye göre değişiyor, gözlem yapma şansınız oluyor. Bu, zaten cepte. Sivri karakterlere gelecek olursak, evet, senaryoda bir şeyin seni kandırmasını istiyorsun ki işe başlayabilesin. Mesela Çetin Tekindor'la Babam adlı film çektik bu yaz, yanındaki adamıyım ve hiçbir şey yapmıyor karakter. Zorlandım, hatta izlerken fark ettim, bir şekilde elimi belime koyarak, cebime sokarak durdurmaya çalışıyorum kendimi. Evet, birbirinden farklı olmasına dikkat ediyorum bir senaryo geldiği zaman. Yeni bir şeyle çıkmak istiyorum insanların karşısına. Oynadığım karakterlerin ortak paydası, sivri ve biraz daha yoğun olmaları.
 
 5 
Bir klişe vardır, komedide oynarsan komedide kalırsın, drama geçemezsin. Ama sizin yaptığınız işlerde çeşitlilik var. Artık bu klişe kırıldı mı?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Yani düşünüyorum şu anda oynadığım karakterleri; benim salt komedi, salt dram işim hiç olmadı diyebilirim.
 
 6 
Karlos da sadece komedi karakteri değildi.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Tabii. Yaren'i kaçırdılar diye mekanı da dağıtıyordu mesela... Biraz hayat gibi olduğunda daha keyifli oluyor. Bir sabah kalkıyorsun, çok komik bir şey oluyor, 3 dakika sonra hüzünleneceğin bir şey oluyor. Yani tek bir türde olmasın diye özen göstermeye çalışıyorum yaptığım işlerde. Beni de daha fazla keyiflendiriyor. Mesela Sakarya Fırat'ta oynadığım Mahmut karakteri, en komik askerlerden biriydi ama en sert şeyler de onun başına geliyordu. Öyle olmasına biraz daha özen gösterdiğin zaman komedi oyuncusu, dram oyuncusu gibi ayırmıyor galiba insanlar seni. Oyuncu diye seyrediyor, istediğim şey de o.

Bu anlamda örnek aldığım usta, Sadri Alışık. Komedyen ya da komedi oyuncusu, buradan gitmeye çalıştığınız zaman bir süreç başlıyor, yaş ilerliyor, o zaman biraz daha ciddi işlerde oynamak istiyorsunuz. Dünyaca ünlü komedyenlerin de Türkiye'deki komedyenlerin de durumu böyledir. Peter Sellers'ın da hikayesi böyle. Ama Sadri Alışık, çok enteresandır bu anlamda; aynı yaş döneminde, aynı zaman diliminde hem absürt komediler hem ağır dramlar oynayan bir aktör. Dünyada eşine çok rastlanabilecek bir durum değil Sadri Alışık'ın yaptığı şey. O yüzden onun penceresinden bakmaya çalışıyorum diyebilirim.

 
 7 
İnternet dizilerinde de yer aldınız. Yıllar önce siz de yaptınız... Biraz kamera arkasını da konuşalım mı, yapımcılık, yazarlık...
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
İstanbul'a geldikten sonra 3. yılımda girdim Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı'na. İstanbul'da ilk işim Yılan Hikayesi'ydi, sonuncu reji olarak başlamıştım. Okul devam ettiğinde de bazı dizilerde akşam rejisi yapıyordum. Okuldan çıkıp sete reji yapmaya gidiyordum ya da kaldığım, sadece iki dersimin olduğunu sene de setteydim. Okul bitti, ikinci yönetmen olarak devam ettim setlerde çalışmaya. İlk başta zorunluluktan başlayan şey, bir süre sonra tutkuya dönüştü. Yazmak, üretmek, kamera arkasında olmak bende bir tutkuya dönüştü... 2006'da ilk internet dizisini bir çektik, aynı zamanda dünyanın ilk Facebook dizisiydi. Bu diziyi yaparken 1-2 sene sonra işler dijitalde yoğunlaşmaya başlar diye düşünüyordum ama işleyen bir çark var ve o çarkı bozmak o kadar kolay değil. Yoksa internet, hayatımızda 10-15 senedir var, neden yeni başladı sorusunu düşünmek lazım. Neyse ki başladı.
 
 8 
Ulan İstanbul da internette yayınlandı, bir anlamda internette yayınlanan ilk diziydi, fakat maalesef internet macerası uzun sürmedi dizinin.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Evet, bir TV dizisinin internete geçmiş ilk haliydi aslında. Çok basit bir şey söyleyebilirim: Bu sistemin yürüyüş ve işleyiş şekli belli. Bu işi sadece sponsorlarla yürütebilirsiniz. Sponsorlarla yürütüp halkın beğenisine sunacaksınız. Sistem bu kadar basit işliyor. Bunun dışında ekstra bir şey yaptığınızda çok fazla karşılığını bulmuyor. Çünkü internette dünyanın en iyi çekilmiş dizilerine de 30 saniyede ulaşabiliyorsunuz. O yüzden kimse size bölüm başına ödeme yapıp da sizden bir şey satın almaz. Ulan İstanbul'un internete geçen ilk iki bölümü bir markanın sponsorluğunda yaklaşık 2,5 milyon kişi tarafından seyredildi. Sonra ne zaman cep telefonuyla ödeme sistemi başladı, 2 bin kişiye düştü.
 
 9 
Türkiye'de dijital alana ödeme yaparak bir kataloğu izleme kültürü zamanla oturacak sanırım.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Katılıyorum, mesela kazak alacaksınız ve bedavaya da var. Bedavaysa onu tercih edersiniz. Kısıtlı bir kitle bu kazakta ekstra bir şey var, burada giyecek başka şeyler de var deyip paralı olanı tercih eder, bu da ücretli abone sayılarını temsil ediyor zaten. Diğer taraftan tek bir dizi için değil, içeriğin olduğu bir platform kurduysanız, işler biraz daha rahat ilerleyebilir. Yine de bu işin en olur kısmı sponsorlar. Çünkü bugünkü reyting sisteminde reklam veren, reklamın gerçekten istediği kitleye ulaşıp ulaşmadığının farkında değil. Ama internette kaç kişi izledi, hangi yaş grubu izledi, hangi ülkede izlendi, kadınlar mı daha çok izledi, erkekler mi, her şey gözünün önünde. O yüzden bence çok geç kalınmış bir süreç. Peki, tamam, zamanı şimdiydi, şimdi oldu ama bir yerden sonra TV'nin buna entegre olacağını bile düşünmüyorum. TV artık buna göre hareket etmek zorunda kalacak.
 
 10 
Mevcut sistem de -diziler için- sürdürebilir görünmüyor.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Gözükmüyor. Eskiden dizi süreleri çok daha kaliteli işler üretmemize sebep oluyordu. Çok daha kaliteli işler üretmemiz, dünyanın 148 ülkesinin bizim işlerimize ilgi göstermesini sağladı. Bu işleri bölüp bölüp sattığımız için yurt dışına, bir bölümden 3-4 bölüm çıkarma durumuna girdik ki tamam, kendi kazandığı parayı tekrar sektöre kazandıran, kaliteli işler yapan bir yapım şirketisiniz, bunun süresini kısalt da ikiye böl diziyi ya da tek parça sat diyemezsiniz. Ortada böyle bir durum varsa doğal olarak yapım şirketi bundan kazanır. Buna ne kadar süre alıcı bulabileceğiz bu şekilde? Bir dönem hatırlayın, dünyanın her yerine Brezilya dizileri satılıyordu, Türkiye dahil. Bunu pozitif anlamda kullanıp çok sağlıklı bir şekilde devam ettirmek mi daha iyi yoksa bir yerden sonra bunun bir moda olarak görülüp bu fırsatı kaybetmemiz mi? Önce oturup bunu düşünmesi gerekiyor bu işi yapanların. Çünkü bu, inanılmaz büyük bir fırsat.

Konservatuar yıllarında diziyi ikinci plana atan bir halimiz vardı, biraz burun kıvırırdık. Şimdi dünyada 148 ülkeye satılan, sesini 148 ülkeye duyurabildiğin bir şeye nasıl burun kıvırabilirsin... Ortaya tek bir şey çıkıyor: Gelin, bunu daha yararlı, daha kalıcı, daha uzun süreli bir hale getirelim.

Bunu 5 sene satmak mı daha iyi yoksa biraz daha düzenli ve her hafta yapılması mucize bir şeyden çıkartıp daha aklıselim hale getirip 20-30 sene yapmak mı daha akıl karı, bunu düşünmesi gerekir sektörün bence.

 
 11 
Türk dizilerinin daha önce melodrama sıkışmış bir tür çeşitliliği vardı, şimdi çeşitlenmeye başladı. Yılan Hikayesi'nden bugüne baktığınızda seyircide neler değişti?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Seyirci, her şeyi herkesten daha iyi bilir ve görür hale geldi. Kolay kolay bir şey yediremiyorsunuz onlara. Mesela sürprizli bir karakter çıkartıyorsunuz; dizi eleştirmenleri var şimdi, nasıl yapıyorlar bu işi fikrim yok, her kanalda dizi oluyor, dizi 3 saat sürüyor, zor bir meslek olmalı, kendilerine başarılar diliyorum, onların mesela hemen atladığı bir şeyi seyirci yemiyor. Seyirci onlarda da benden de daha iyi biliyor bu işi...

Eskiden mesela, "Tamam, seyirci yer onu..." cümlesi setlerde çok kullanılırdı ama artık bunu duymuyorum çünkü seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.

 
 12 
Sosyal medya da artık hemen refleks verilebilecek bir alan.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Kesinlikle. Bir de eskiye göre seçeneği de çok seyircinin, o yüzden ben bu ay birkaç kötü bölüm çekeyim diyemezsiniz. 3-4 sene önce garip bir şey yaşandı bir dönem, hala var ama süreklilik haline gelmişti o dönem; bir dizi başlıyor, 5. bölümde finalsiz dizi bitiyor, tak diye kesiyor kanal. Kanala diyor ki, sen tak diye kesiyor musun birader, ben de tak diye değiştiriyorum. Eskisinden daha bilinçli, hiçbir numarayı kolay kolay yemeyen, daha zor bir seyirci kitlesiyle karşı karşıyayız. İşimizi biraz daha zorlaştıran taraf o oluyor.
 
 13 
Diziler, son dönemde, toplumsal ahlakı etkilediği iddia edilerek daha fazla kontrol edilmeye başlandı. Dizilerin toplumu, toplumsal ahlak, aile gibi içeriğine etki edilen bir noktaya gelmeye başladı. Dizilerin toplumu şekillendireceğini düşünüyor musunuz yoksa dizilere yön veren toplumun kendisi mi?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan gibi bir soru bu. Herhangi bir şeye müdahale etmeyen bir toplumun ahlakı yerli yerine oturmuş demektir bence. O artık sarsılmaz, temeli sağlam, kuvvetli bir şeydir. Ona ne verirsen ver, ne yayınlarsan yayınla, ne yazarsan yaz, ona bir şey olmaz demektir. Ama korkuyorsan, süreli bir şeylerin üstünü örtmeye çalışıyorsan demek ki ortalık çok kirli.
 
 14 
Oyuncuların, müzisyenlerin, ünlülerin üzerine yapıştırılmış "Topluma örnek vatandaş" durumu var. Böyle bir sorumluluk hissediyor musunuz?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Hiç hissetmiyorum. Sadece küçük yeğenime, küçük çocuklara karşı hissediyorum. Onların yüzüne bakamayacağım şeyler yapmamaya çalışıyorum. O da elimden geldiğince. Neticede hatalarımla günahlarımla sıradan bir insanım. "Sanatçı topluma örnek olmalıdır" sözüne inanmıyorum:; niye, sanatçının toplumdaki insan ne ayrıcalığı, ne fazlası var? Biz toplumun bir parçasıyız, bütün insanlar, iyi anlamda birbirimize örnek olmaya çalışmalıyız. Bunun için bir mesleğin ayrıcalık yaratması gerektiğine inanmıyorum açıkçası. Sadece birilerini iyi anlamda harekete geçirme gücüne sahipse bir sanatçı, -bağış kampanyası, yarım gecesi- kitleyi iyi anlamda harekete geçirebilecek güce sahipse onu kullanarak elinden geleni yapmalı diye düşünüyorum. Ama o kadar.
 
 15 
Kurduğunuz film şirketi ve çektiğiniz kısa filmler de var.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Film Kumbarası adında gönüllü bir yapılanma kurduk. Film çekmek, bunun içinde olmak isteyen arkadaşlarla yaptığımız, gönüllü ekibin olduğu bir yapıydı; Facebook dizisi Mukadderat'ı böyle çektik. Yine Türkiye'nin ilk korsan DVD dizisini çektik. Kendimiz çekip korsan DVD'cilere dağıtıyorduk, bu şekilde okul harçlığımızı çıkarıyorduk. Hocalara pahalıya satıyorduk, öğrencilere ucuza veriyorduk, dışarıda da DVD'ci abi bir lirasını alıyordu, 4 lirası bize kalıyordu. Öyle okuduk yani. Tabii buradan büyük bir korsan tartışması çıkar onu da bir ara tartışırız...

Amsterdam'da orta metraj film Torbacının Esrarı'nı çektik. Film Kumbarası'nda üç kısa filmimiz var: Düşüş, Vakit ve son çektiğimiz Suma. Su, Suma, Anason, Şeker; dört kısa film serisi olacak. Suma en son Los Angeles'tan, Ankara AFSAD'dan en iyi kısa film ödülü aldı. Barcelona'da, İngiltere'de, birçok ülkede finalist filmler arasında, bu ay onun sonuçlarını bekliyoruz. Bu dört kısa film birleşip bir sinema filmi olacak. Aslında dörde bölünmüş bir sinema filmi çekiyoruz, dörtte birini bitirdik ve güzel haberler almaya başladık. Amsterdam'da bir film şirketi kurduk, çünkü orada 9 bölümlük bir internet dizisi çekmek istiyoruz. Tırnık in Amsterdam diye. Dünyadaki bütün gençlerin birliğini kurmak gibi bir hayalim var. Dizi; "Dünyayı birkaç yıl ömrü kalmış büyükler yönetiyor ama savaşa uzun bir ömür yaşamayı hak eden gençler gidiyor. Sistemi değiştirmeye ne dersiniz?" sloganıyla başlıyor. Hollanda'daki, İran'daki, Mısır'daki, yani dünyanın her yerindeki birçok gencin ve benim dünyaya bakışımız aynı. Biz bazen yaşadığımız ülkenin sorunları içinde boğulup duruyoruz da bütün sorunların hallolduğunu düşünün, hemen yanı başımızda sorun var, ötede sorun var. Onlara gözünü kapattığında olmuyor, bir yerden sonra dönüp dolaşıp sana değmeye başlıyor zaten, ki vicdanın varsa her zaman değer zaten.

 
 16 
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Bu, sadece bizim ülkemizle değil, dünyanın her yeriyle ilgili, o yüzden sadece ülkenin sorunlarına bakmakla bu işin içinden sıyrılayamayız. Ve dünya küçük bir yer. En uzak yer artık iki saniyeyse neden hep beraber bir şey söyleme ihtiyacı duymayalım? Herkes dizi seyrediyorsa neden bunu dizi üzerinden yapmayalım diye düşünüyorum. Ortaya güzel bir şey de saçma sapan bir şey de çıkabilir ancak onu çekip yayınladıktan sonra anlayabileceğiz.
 
 17 
Siz mi yazıyorsunuz?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Evet, ben yazıyorum.
 
 18 
Yazarken nelerden besleniyorsunuz?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Susmaktan. Açıkçası benim yazarken en çok beslendiğim şey susmak, susmak, susmak, susmak... Elimden geldiğince olan biten her şeye susmaya çalışıyorum. Ülkede ve dünyada olan biten her şeye karşı susmaya çalışıyorum.
 
 19 
Biriktirmek ve yazabilmek için...
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Evet. O anda heyecanla verdiğimiz refleks, bizim sanat yapma heyecanımızı alıyormuş gibi geliyor. Acaba her şeye sosyal medyadan anında tepki gösterdiğimiz için mi son yıllarda derdimizi, fikirlerimizi, sinemayla, tiyatroyla, edebiyatla anlatmak için daha az uğraşıyoruz?
 
 20 
Ve ülkedeki en önemli konuları bile en fazla bir gün konuşup sonraki gün unutuyoruz. Oysa bu önemli meseleleri tarihe bırakacak kadar kalıcı anlatmanın yollarından biri sanat.
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Gündemi bu kadar hızlı değişen bir ülkede yetişemezsin. Dediğin gibi, sanatçının bu meselelerle ilgili 15 sene sonra da yol gösterecek ya da klavuzluk edecek eserler üretmeye çalışması lazımmış gibi geliyor.
 
 21 
Üretmeyi kendine borç bilir bir haliniz var, tiyatro, sinema, televizyon ve hatta müzik...
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Müzik benim için en enteresan olan tarafı. Benim okula 3 sene girememe sebebim, ritmik, solfej, gitar aşamalarını geçememem. Okulu 8 senede bitirme sebebim de bu. Sakarya Fırat'ta oynarken Serçe marka bir arabam vardı, Olimpos'ta oturdum iki sene, neden öyle bir şey yaptım bilmiyorum. Evden sete 2,5 saatte gidyordum, teyp bozulunca sıkıntıdan kendi kendime şarkılar uydurmaya başladım. Can sıkıntısıyla birikmişler 8-10 tane, bir tanesi 110 milyon tıklanma gibi bir hal aldı. Müzikli bir gösteri yaptım Sing-Up adında. "Türkiye'de müzik piyasası ne hale geldi de siz beni dinlemeye geldiniz," bunu işledik gösteride. Türkiye müzik tarihi belgelesi gibiydi, 70'lerden 2000'lere getirdiğimiz bir gösteri yaptık.
 
 22 
Sizden bir albüm bekleniyor ısrarla...
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
İşte benden albüm beklenecek hale nasıl geldik? 90'ların ortalarından sonra koptu bir şeyler herhalde. Konservatuar okudum, bir müzisyenin bir enstrümandan ses çıkarabilmek için 10 saat çalıştığını gözlerimle gördüm. Şimdi çıkıp da albüm yapayım diyemem; bu işe emek veren, gönül veren, iyi şeyler yapmaya çalışan insanlara saygısızlıkmış gibi geliyor. Öyle bir vaktim olur yarın, kendimi uzun süre bir yere kapatırım usta hocalarla, ne bileyim o albümün birine katkısı olur, çocukların eğitimine gider, yapılır. Neden yapılmasın? Onun dışında albüm yapmak gibi bir hayalim, hevesim yok açıkçası.
 
 23 
Yazmak, yönetmek, oynamak... Bunlar arasında en rahat hissettiğiniz alan hangisi?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Yazmak, çünkü en ucuzu o. En zoru da o. Açıkçası kamera arkasından daha fazla keyif alıyorum. Bunların hiçbirini yapmayıp kaleciliğe de devam edebilirdim ya da yarın hepsini bırakıp o dönebilirim, bilmiyorum. Bize çocukluktan beri şu soruluyor: Büyüyünce ne olacaksın? İnşallah iyi bir insan olacağım, onun dışında niye bir tane şey olmak zorundayım ki? Dünyada zevkli, keyif alabileceğim bir sürü meslek var, bu meslekler arasında gezemez miyim, hepsine uğrayamaz mıyım?

Bugüne kadar yazdığım ve çektiğim işlerde oynamadım ya da oyuncu olarak yer alıyorsam yazarlık ve yönetmenlik yaptığım bir iş hatırlamıyorum. Eğer bir oyuncuyla çalışıyorsam, yazarlık ve yönetmenlik yapıyorsa benim setimde hatırlasın istemem. Bir ceket var, giyip çıkarıyorsun; birbirinden ayırdığın, birbirine bulaştırmadığın zaman daha keyifli oluyor. Bunların hepsini ayrı dönemlerde yapınca hem oyunculuğunu dinlendirme şansın oluyor, yazan çeken biriysen onu dinlendirme şansın oluyor.

Spordan geldiğim için çalışkan bir insanım ama bizim meslekte çalışkan olmanın handikapları olabilir. Sürekli çalışmak istediğin için belki de çalışmaman gereken bir işte oynayabilirsin ya da, "Bu filmi sen çekmeseydin keşke," diyebileceğin bir hikaye çekebilirsin. Çalışkan olmak her meslekte artı puan gibi gözüken bir şey ama bizim meslekte onun da sınırı, riskleri var. Bu, çalışkanlığı bölmeye yarıyor, kenara koyup bölmekle, milim milim ilerletmeye çalıştığın bir şey haline geliyor, daha keyifli, daha sağlıklı oluyor. "Ay bu adam da her yerde oynuyor!" diye sıkılmıyor insanlar benden ya da, "Niye bu çekmiş ki?" demiyorlar... Hepsi var işte, arada hangi ceketi istiyorsan onu giyiyorsun, mevsimine göre.

Mesela beni çok heyecanlandırıyor, bir oyun yazdım, İkinci Kat'a verdim, adı Tezgah; onlara çok güveniyorum, onlar başladılar okuma provalarına, cast'a bakıyorlar. Oyun yazmışsın, hiçbir şeyden haberin yok, gidip ilk kez izleyeceksin acaba nasıl olmuş diye; muhteşem bir heyecan bence.

 
 24 
Yapılan işin sonucu ünlü olmayı, paparazzileri hayatınızda nasıl yönetiyorsunuz?
Erkan Kolçak Köstendil: 'Seyirci çok profesyonelleşti... Yemiyor.'
Hem herkesin gördüğü bir işi yapıp hem de niye bana bakıyorsunuz demek biraz abes. Bunlar olacak hayatımızda. Ayrıca artık herkes paparazzi, herkesin elinde kamera, herkesin elinde mini yayın kanalları var. Burada önemli olan tek bir şey var, saygı. Gar çekimi yapıyorduk geçen gün, 6 yaşında bir çocuk geldi. "Erkan Bey, merhabalar! Kusura bakmayın, sizi rahatsız etmeyeceksem bir fotoğraf çekinebilir miyiz?" dedi. Dedim ki gel buraya, gel, başımın üstünde yerin var koca adam. Bir bunu yapan küçük çocuklar var. Geçenlerde uçakta uyuyorum, rüya görüyorum sandım, biri durmadan omuzumu sallayıp, "Abi, abi..." diyor, gözümü açtım karşımda telefon. "Abi, uykunu bölmeyeceksek fotoğraf çektirebilir miyiz?" Bölmeyeceksen mi..!

Daha garip bir şey var artık, elinde telefon var, sizi çekiyor, sormadan, izin almadan... Belki sevdiğinden yapıyorsun ama saygısızlık yapıyorsun. Saygı olmadığı zaman o sevgi de anlamını, değerini yitiriyor. Sorunuzun başına dönecek olursam bir tane magazinci arkadaş var, beni nerede görse, "Fotoğrafınızı çekebilir miyim?" diye sorar, ben de onu gördüğüm zaman duruyorum artık, rahat rahat çeksin fotoğrafını, işini yapabilsin diye. Yani özetle saygıyla, sevgiyle her şeyi kolayca yönetebiliyor insan; gerisi harala gürele. Ünlü olmak gelip geçici, muhabbetlerimiz kalıcı olsun yeter.


 

 





Bilior ©2016

- Eğlence    - Yaşam    - Teknoloji    - Spor    - Kültür-Sanat    - Türkiye    - Dünya    - İş Dünyası   - İletişim   
Sosyal Medyada Bilior
Facebook Facebook